Kadro

Evin büyük oğlu: Katsi

Katsi, Caddebostanlı, 2011 doğumlu, tahminimizce 2011 Şubat ayının ortalarında dünyaya gelmiş olmalı. Bir "kedi istiyorum" kriz anında sokaklara dökülmemiz ile onu bulmamız arasında 10 dakika ya var ya yok.

Eski evimizin oradaki Petshop'ta bir kedi kafesinde yanında bir başka yavru ile yatıyordu. Petshop dediysem, öyle hayvan üreten, satan bir yer değil. Sokak hayvanlarına kucak açmış, mama, kum, oyuncak ve diğer aksesuarların satışlarını yapan Feriha Hanımın dükkanı. 

Bir mahalle sakini Katsi'yi bulup Feriha Hanıma getirmiş. Yanındaki diğer yavru ne kadar kıpır kıpır ise, Katsi bir o kadar halsiz ve mutsuzdu. Çok ama çok küçüktü. Onun o perişan halini görünce, bizim olsun bu diyiverdik. 

Feriha Hanımın yönlendirmesiyle, Veteriner Hekimimiz Mustafa Bey ile de o gün tanıştık zaten. (Kendisi ayrıca bir yazı konusu olacaktır.) Katsi'yi kaptığımız gibi soluğu Mustafa Beyde aldık. 

Zayıf, yorgun ve pireliydi. Fena halde pireliydi. Mustafa Bey ilk kontrollerini yapıp, pire damlasını da uygulayıp, karnesini elimize tutuşturdu ve işte artık Katsi bizim olmuştu. 

O gece heyecandan uyuyamadığımı itiraf etmeliyim. Biraz heyecan, biraz endişeydi aslında uykusuzluğumun nedeni. Öyle halsizdi ki, hasta gibiydi. Ertesi gün pire damlasının marifetiyle dökülen ölü pireleri görünce bu halsizliğin sebebini anlamış olduk. 

Katsi'yi o gun almasaydık belki bir kaç gün içinde pirelerden dolayı ölecekti. 

Unutmadan, isminin hikayesi de, karikatürist Umut Sarıkaya'nın çok sevdiğimiz karakteri "Aşkımızın meyvesi, Aytek"'ten geliyor. "Katsi" aslında Almanca kedi demek olan Katze kelimesinin Aytek telaffuzu. 

Bulduğumuzda sadece birkaç yüz gram ve sessiz, sakin, halsiz olan Katsi, aradan geçen 3 senede 6100 gram ağırlığa ve dillere destan bir karaktere sahip oldu. 

Huysuz, aksi, eskisi kadar olmasa da ısırgan (ağır ısırganlıktan nasıl kurtulduğumuz da ayrı bir yazı konusu) büyük oğlumuz, iki kardeşi ile mutlu ve evin hakimiyetinin kendisinde olduğunun farkında olduğundan son derece huzurlu bir hayat sürüyor.

Adeta bir Zeki Müren: Mörfi

Mörfi, evimizin mağdur oğlu. Beyaz fare kılıklımız. Beyefendi kişilik.

Mörfi'nin hikayesi bir çöp kutusunda başlıyor. Hayvansever arkadaşım Selin, onu perişan halde bulduktan sonra yuvalandırmak için fotoğraflarını yayınlıyor ve işte o anda, hiç de aklımda yokken (yalana bak!) Katsi'ye kardeş olur bundan diyorum. 

Ağzı yüzü pis, kulak içleri leş gibi. Hemen gidip onu alıyorum Selin'den ve elbette eve gelmeden önce ilk durağımız yine hekimimiz Mustafa Bey. İlk kontrollerini yapıp, aşılarını başlatıyor ve hooop iki kedili bir aileyiz. 

Her zaman sessiz, sakin bir kedi oldu. Katsi'den bebekliğinde hiç dayak yemedi ama büyüdükten sonra çok girdiler birbirlerine. Her zaman kontrollü bir şekilde bir arada tuttuk onları, ta ki yeni bir eve taşınana kadar. Yeni ev ikisi için yeni bir başlangıç oldu ve o günden sonra gerçekten kardeş oldular. 
 
Pasaklı Mörfi'miz, pofuduk, tam 5900 gram ağırlığında bir delikanlı oldu ve ara sıra kardeşlerinden dayak yemesi dışında (o da tamamen beyefendiliğinden) sorunu yok.

Tekne kazıntısı: Lila

Lila’yı ilk gördüğümüz anı hiç unutmayacağım. Evin salonunda ayrı yerlerde otururken kapımızın önünden geçen bir komşumuza gözümüz takıldı. Hızlı adımlarla bahçenin önünden geçen birisinin elinde bir kedi vardı. 30 saniye sonra aynı kişi aksi istikamete koşarak uzaklaştı. Uzaklaşırken bir yandan geriye bakarak ilerliyordu. Neler olduğunu ilk anda anlayamadık. Bir kedi mi görmüştük? Evet evet bir kedi!

Kadın neden kaçıyordu? Bizim bahçemizde ne vardı? Kafamızda binlerce soru işareti, ünlem, virgül doluyken hızlıca bahçeye çıktık.

Bizim evin biraz ilerisinde minik bir kedi yavrusunu görmemiz, pisi pisi diye seslenmemiz ve kedinin tekinin (ismi henüz yoktu o zaman) bize ışık hızıyla koşması bir kaç saniyeyi aldı. Sırnaşık, ürkek ama bir o kadar sevgi dolu bir kedicik bahçemizde bizi buluvermişti. Birbirimize kısa bir süre bakıp kediyi kucaklayıp doğruca içeri girdik. Evin kedilerinin mamasından bir parça verdik. Tabir yerindeyse ayı gibi yemeye başladı. Aç ve korkmuş olan bu yavrucağı sahiplenmek gibi bir düşüncemiz yoktu. O yüzden hemen yakınımızdaki veterinere doğru yollanıp yiyebileceği bir mama aldık. Tabi bütün bu olanlar bir saat içinde evin tamamen izole kısmı olan mutfakta cereyan etti. Katsi ve Mörfi beylerin durumdan haberi yoktu. Lakin mutfaktan gelen mırrık mırrık sesleri, ardından gelen kokular bizim mutfakta bir iş çevirdiğimiz anlamalarına yetti. Henüz isimsiz olan arkadaşı sahiplendirmek için arayışa başlamışken. Sırnaşık sıpa kucağımdan hiç inmedi. Purrrladı, yanağını elime sürdü, özetle beni mest etti. Bu durum karşısında yelkenlerimi suya indirdim ve bu bizim evladımız olsun diye inat ederek direnişimi sürdürdüm. Zaten anası dünden razı olduğu için birbirimizi ikna etmemiz zor olmadı. Kızımız Liloş artık bir evin bir kız kedisiydi. 

Copyright © 2014. All rights reserved. Alev Durmuşoğlu